Senin Asıl Yerin Burası...

Herkesi Buraya Bekliyoruz...
 
AnasayfaAnasayfa  PortalliPortalli  TakvimTakvim  GaleriGaleri  SSSSSS  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 TARİHİMİZ 3

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
inf
MÜDÜR YARDIMCISI
MÜDÜR YARDIMCISI
avatar

Mesaj Sayısı : 74
Kayıt tarihi : 03/02/07

MesajKonu: TARİHİMİZ 3   Perş. Şub. 08, 2007 10:47 pm

Kuruluşu Tescil Olunan İlk Türk Kulübü; Fenerbahçe
Nihayet, 23
Temmuz 1908 tarihinde İkinci Meşrutiyetin ilanını takiben, yurtta
dernek ve kulüp kurma hakları herkese resmen tanınıyor, böylece, Ziya,
Ayetullah, Necip ve Enver Bey’lerin önderliğinde kurulmuş bu yeni kulüp
tescil edilerek, Fenerbahçe’ye, cemiyetler kanununa göre kuruluşu
resmen tescil olunan ilk Türk kulübü olmak şerefi kazandırılıyordu
(*16). Kulübün ilk kurucu üyelikleri ise ; 1) Ziya ( Songülen ), 2)
Ayetullah Bey, 3) Necip ( Okaner), 4) Galip ( Kulaksızoğlu), 5) Hassan
Sami (Kocamemi), 6) Asaf ( Beşpınar) şeklinde başlıyor (*17) ve olası
diğer üyelikler de; 7)Enver (Yetiker), Cool
Şevkati (Hulusi Bey), 9) Fuat Hüsnü (Kayacan), 10) Hamit Hüsnü (
Kayacan) 11) Nasuhi (Baydar),... isimleriyle devam ederek
sıralanıyordu. Konu ile ilgili olarak; ömrünü adadığı “Fenerbahçe
Kulübü Tarihi” konusunda, özellikle arşiv ve bilgi toplamada en
zorlandığımız kuruluş yılları dönemleri ile ilgili en güvenilir
araştırmaları gerçekleştirmiş olan merhum yazar Dr. Rüştü Dağlaroğlu’na
ait (eski Türkçe ile yazılmış notları şu an deşifre çalışmaları yapan
oğlu Sayın Müzdat Dağlaroğlu’nun arşivinde) Fenerbahçe tarihine ışık
tutmakta olan not defterindeki tarihi notlar arasında ; “kulübün 1939
Nizamnamesinde ilk 30 kurucu üyenin isminin sıralandığı, ne var ki,
kurucu olan ilk 6 üye arasında yer alması gereken Hassan Sami
(Kocamemi)’nin bile bu listede isminin bulunmayışının, kendisini
listenin doğruluğu hakkında haklı olarak kuşkuya düşürdüğü ifadesi” de
ayrıca belirtilmektedir.

İstanbul Şampiyonluğu Ligi ;
1908
yılında ilan edilen 2. Meşrutiyetin ilanı ile tanınan dernek kurma
serbestliği sonucunda İstanbul’da kurulan Türk kulüplerinin sayısı çığ
gibi artıyor, Anadolu, Beykoz, Vefa Futbol Kulüpleri de, sırf 1908
senesinde resmen kurulup tescil edilen Türk kulüpleri arasında yerini
alıyordu. Kısa zamanda Türk kulüplerinin sayılarındaki bu artış ise,
İstanbul’da yeni bir ligin kurulması ihtiyacını doğuruyor, bu nedenle
de o dönemlerde ülkede resmi tatil günü olan Cuma günleri oynanacak bir
lig olan, Cuma Ligi adıyla yeni bir lig kuruluyordu.

Takımların
sayılarının hızla artmasıyla, İstanbul’da futbol alanlarının sayısı da
çoğalmaya başlamıştı. Anadolu yakasında; Kadıköy’deki Kuşdili Çayırı,
şimdiki stadın bulunduğu yerdeki Papazın Çayırı, Yoğurtçu Deresi
yanındaki Altınordu’nun Kördere Çayırı, Dereağzı’nda Kemikçi Çayırı,
Baklatarlası, İbrahimağa sahası ile, Rumeli yakasında; Taksim,
Talimhane, Bakırköy, Baruthane, Karagümrük, Çukurbostan, Süleymaniye,
Güzelbahçe, Beyazıt Harbiye Nezareti sahaları, ve de Boğaz’ın Anadolu
kesiminde ise; Anadoluhisarı, Küçüksu Er Meydanı , Beykoz Ortaçeşme
sahaları mevcut sahalara eklenmişti (*18).

Kuruluşu
1908 yılında resmen tescil olunan Fenerbahçe Spor Kulübü, sarı beyaz
olan renklerini 1909 sonbaharında sarı laciverte çevirmiş (*19) , 1909
-1910 sezonuyla birlikte de İstanbul Futbol Ligine Galatasaray’dan
sonra katılan ikinci Türk takımı olmuştu. İşte, dünyanın en hırslı ilk
5 derbisinden biri olan Fenerbahçe – Galatasaray kulüpleri arasındaki
ezeli rekabet, ilk defa 17 Ocak 1909 tarihinde Mekteb-i Sultani
(Galatasaray Lisesi ) öğrencilerinin takımı ile, yeni kurulmuş bir semt
takımı maçı şeklinde başlamış (*20), ve bu tarihten itibaren de o
dönemlerdeki İstanbul futbolundaki şampiyonluklar genelde bu iki Türk
takımı arasında paylaşılarak, Türk futbolunun artık bir varlık olarak
ortaya çıkması sonucunu doğurmuştu.

Kuşdili Spor Kulübü'nün Bünyeye Katılması ;
Fenerbahçe,
“İstanbul Şampiyonluğu Ligi”ne ilk kez katıldığı 1909 – 1910 sezonunda
beşinci oluyordu. 1910 yılı liginin başlamasına kısa bir süre kala da
kulüpten ayrılmalar ve mali zorluklar nedeniyle, Üsküdar Kulübü ile
birleşmesi gündeme gelmişti. 1910 senesi Eylülünde, Koço’nun Mühürdar
Gazinosu’nda yapılan müşterek toplantı sonucunda, gerçekleştirilmesi
istenen Üsküdar - Fenerbahçe Kulübü teklifi, üyeler tarafından kabul
görmedi. Buna karşılık, Kuşdili Kulübü Başkanı iken Fenerbahçe'ye
katılan Elkatip Zade Mustafa Bey, Kuşdili Kulübü’nü Fenerbahçe’ye
katmayı başardı ve bu başarısıyla da Fenerbahçe’yi çok zor günlerinde
güçlendiren, geleceğini aydınlatarak güven altına alan ve takımı
yücelten kişi olarak kulüp tarihine geçti.

İlk Namağlup Şampiyonluk ;
Kadrosunu
yeni gençlerle geliştiren ve güçlendiren bu Fenerbahçe 1911- 1912
liginde hiç yenilmeden şampiyon oluyordu. Bu şampiyonluğun en önemli
yönü ise, Fenerbahçe’nin bu şampiyonluğu ile İngiliz ve Rum
takımlarının şampiyonluklarının tamamen sona ermesi ve bu tarihten
itibaren de Türk futbolunda şampiyonlukların artık Türk takımlarının
olmasıydı. Bu şampiyonluk, kulübün itibarını bir anda yükseltip
imkanlarını da arttırmıştı. İlk iş olarak Altıyol’da bir kulüp lokali
kiralandı, lokalin açılışı ise üye sayısının çoğalmasına sebep oldu. Bu
arada futbol dışında diğer spor dallarında da faaliyet gösterilmesine
başlandığından, aynı yıl Fenerbahçe Futbol Kulübü adı , Fenerbahçe Spor
Kulübü’ne dönüştürüyordu (*21).

Fenerbahçe’nin ilk rozeti;
Fenerbahçe
Kulübü’nün ilk amblemi, Fenerbahçe burnundaki ışık saçan beyaz feneri,
renkleri ise sarı ile beyaz olmuştu. Ancak, kulüp mensupları bunu
tatminkar bulmadıkları gibi, anlam bakımından da içinde bulunulan
monarşi rejimini tehdit edici sayılacağı endişesi ile kısa sürede iptal
etti. 1910 yılında Fenerbahçeliler arasında resim çizmede maharetiyle
tanınan futbolcu solaçık Hikmet (Topuz)’in çizdiği (bugünkü) amblem ise
herkesin beğenisini kazandı ve kabul edilerek bugünlere kadar da
ulaştı. İşte “sarı ve lacivert” ağırlık içinde olmak üzere 5 renkten
oluşan amblem ve şu anlamları taşımaktaydı(*22) ; “FENERBAHÇE SPOR
KULUBÜ 1907" yazılı beyaz yuvarlak çerçeve, temizlik ve açık yüreklilik
ifadesiydi. Kırmızı fon ise, safiyet ve Fenerbahçeliler arasındaki
sevgi ve bağlılığı belirtirken bu arada bayrağımızı da sembolize
etmekte, ortadaki sarı renk Fenerbahçe için duyulan gıpta ve
kıskançlığı, kalp şeklindeki lacivert renk asaleti temsil etmekteydi.
Sarı lacivert renkler içinde yükselen palamut dalı Fenerbahçelilik güç
ve kudretini sembolize etmekte, yeşil renk ise yükselen bu kudret için
başarının gerekli olduğunu açıklamaktaydı. Böylece “milli renkler
arasında doğan Fenerbahçe”nin, sarı ile lacivert renkler beraberindeki
bu amblemi üyelerce de kabul gördüğünden, klişesi İngiltere’ye
Manchester şehrine yollanmış ve Fenerbahçe Spor Kulübü’nün bugünkü
rozeti olarak ilk kez 1910 yılında yaptırılmıştı. Rozet; 1929 yılından
itibaren üzerindeki eski Türkçe harfleri yeni Türkçe harflere bırakmış
ve manada önemli etki yapmayacak ufak tefek değişikliklerle de günümüze
kadar aynı şekli muhafaza ederek gelmiştir.

İstanbul’da İşgal
Yılları ; İstanbul halkı 16 Mart 1920 sabahı uyandığında gözlerine
inanamamıştı. Zira şehrin üzerine kapkara bulutlar çökmüş, bir gece
içinde koca şehir işgal ordularınca adeta askeri bir kampa çevrilmişti.
Dünyayı sarsmış, imparatorluklar yıkmış ve on milyon insanın ölümüne
sebep olup o hiç bitmeyecek sanılan “Harb-i Umumi” diye anılan “1.
Dünya Savaşı”, Osmanlı İmparatorluğu’nun yenilmesi ile son bulmuş,
mütareke ile birlikte de galip itilaf devletleri mağlup Osmanlı’nın
başkenti İstanbul’u işgal etmişlerdi. Zırhlı araçlar cadde başlarını
tutarken, sokakları dünyanın her yanından gelmiş her renkten ve her
dinden askerler sarmış, Harbiye, karakollar, kaymakamlıklar, subay
mahfelleri , vesair tüm makamlar işgal ordularınca işgal edilmişti.
İşgal üniformalı itilaf ordusu askerleri, sosyal yaşantı içinde her
fırsatta halkı manevi baskı altında ezerken, tramvayda trende ya da
vapurda bile kendileri daima birinci mevkide oturup, biletli Türk
vatandaşlarını vagonların sahanlıklarında vapurların ise ikinci
mevkilerinde seyahat ettirir, kendilerine ayrılmış bölümlere boş da
olsa kimseyi sokmaz, yolcuların bilet kontrollerini bile kendileri,
üstelik alaycı bir tavır içinde ve ağır hakaretler altında
yaparlardı(*23). Evet, İstanbul artık o eski İstanbul değildi. Acı
günler gelip çatmış, herkes üzgün, herkes kendi vatanında sürgün
gibiydi. İşgalcilerle birlikte yaşamak zorunda olan talihsiz İstanbul
halkına, o güne kadar yaşadıkları, ne gıdasızlık, ne susuzluk, ne
elektrik kesintileri, ne de hiçbir şey, “İşgal İstanbul’u ”na tanıklık
etmek kadar onlara acı vermemişti. İşte bütün bu olumsuz şartlar
altında halkın morali için mutlak bir desteğe ihtiyacı vardı ki, işte
bu ihtiyaç duyduğu güç, ona kendi öz bağrından çıkarttığı takımı
tarafından “Fenerbahçe”si tarafından verilecekti.

İşgal yıllarındaki gurur; Fenerbahçe
Mütareke
döneminde (1918 - 1921) işgal kuvvetlerine mensup özellikle İngiliz ve
Fransız askeri takımlarıyla yapılan futbol maçları, İstanbul’daki
futbol heyecanını ve futbola olan ilgiyi doruk noktasına çıkaran olgu
oluyor, Türk takımları işgalci ekiplerle 5 yılda 50’sini Fenerbahçe’nin
oynadığı toplam 80 maç yapıyor , işgal kuvvetleri takımlarına karşı
kazanılan galibiyetler ise Türk takımlarını gönüllerde yüceltiyordu. Bu
nedenle futbol İstanbul’da büyük kitleleri kendine çekerken, Türk
takımlarının özellikle de Fenerbahçe’nin, başta General Harrington
Kupası (29 Haziran 1923) olmak üzere işgal kuvvetleri takımları
karşısında elde ettikleri tüm galibiyetler, İstanbul halkının intikam
duyguları içindeki milli duygularını şahlandıran ve yaralı gönüllerine
teselli veren yegane olay haline dönüşüyordu.

Mütarekenin
karanlık yıllarında işgal kuvvetlerine mensup takımlarını her hafta
birbiri peşi sıra futbol sahalarında yenerek milletin rencide olmuş
gururunu okşayan Fenerbahçe tüm halkın sevgilisi haline geliyor,
zamanla da milli mücadelenin ve milliyetçi karşı çıkışın adeta İstanbul
şubesi halini alıyordu. Onlar, cephelere gönderdikleri futbolcuları
misali Çanakkale’de yaptıkları müdafaanın(*24) bir örneğini de sanki
Taksim’in Taşkışla sahasında gösteriyor, yaptıkları toplu hücumlarda
ise sanki kısa bir süre sonra Kocatepe’den verecekleri milli
taarruzdaki şahlanışımızın provasını veriyorlardı. Bu şevk ve iman
içinde mütareke ve işgal İstanbul’unda Türk futbolu denince ilk akla
gelen Kadıköy’ün Fenerbahçe’si oluyor, cepheden gelen her yeni zafer
İstanbul’luların moralini yükseltirken, Fenerbahçe takımı da aldığı
galibiyetlerle halkın başını dik tutmasını sağlıyordu. 1910’lu yıllarda
en fazla iki bin kişinin izlediği Fenerbahçe, 1919 -1920 yıllarında 6-7
bin kişinin hınca hınç doldurduğu tribünlere oynuyor, bir zamanların
ürkek mahcup yapılan tezahüratları, artık açık açık, yüksek sesle hep
bir ağızdan dile getiriliyordu; “Ya ya ya ,şa şa şa, Fenerbahçe çok
yaşa, Türkiye Türkiye çok yaşa...”.

Artık iş futbol oyunu
halinden çıkmış, vatanın asıl sahipleri ile işgalcilerin hesaplaşması
şekline dönüşmüştü. Fenerbahçe takımı artık “Kuvai Milliye” ruhunun
halk içindeki sembolü olmuştu. Bunun birinci sebebi işgal takımları ile
oynadıkları toplam 50 maçtan ikisi hariç hiç yenilmeyip 41 maçta galip
gelmeleriydi ki Altınordu ve Galatasaray takımları ne yazık ki bu
başarıyı gösterememişlerdi. İkinci sebebi ise, “Anadolu Harekatı”nın
başında olan Mustafa Kemal’in “Fenerbahçeli” olarak bilinmesiydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
inf
MÜDÜR YARDIMCISI
MÜDÜR YARDIMCISI
avatar

Mesaj Sayısı : 74
Kayıt tarihi : 03/02/07

MesajKonu: Geri: TARİHİMİZ 3   Perş. Şub. 08, 2007 10:53 pm

1925 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Türk futbolunun sembol isimlerinden. Futbola Taksim'de başladı. Fenerbahçe'de 1947'de yer aldı.

İtalya'nın Fiorentina ve Fransa'nın Nice takımlarının formalarını giydi (1951-53). Dönüşünde tekrar Fenerbahçe'de oynadı. Sarı-Lacivertli forma altında 2 İstanbul Profesyonel lig, 3 Türkiye şampiyonluğu yaşadı.

Gol Kralı oldu(1953-54).

Milli Takım formasını 50 kez giydi. Futbol Federasyonu'nun "Altın Şeref Madalyası"nı alan ilk futbolcu oldu.

Milli takım'da 8 kez kaptanlık yaptı.

1963'te futbolu bıraktıktan sonra Yunanistan'ın Egaleo, Güney Afrika'nın Johannesburg takımlarında futbolcu ve antrenör olarak yer aldı. Daha sonra Samsunspor, Orduspor, Mersin İdmanyurdu ve Boluspor'da teknik direktörlük yaptı.

Büyük futbolculuğu ile "Ordinaryus" olarak tanımlandı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
TARİHİMİZ 3
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» TARİHTEKİ ÜNLÜ RESSAMLAR VE ÜNLÜ TABLOLARI!!!!
» ILGAZIN TARİHİ
» EN GÜZEL YEMEK VE SALATA TARİFLERİ

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Senin Asıl Yerin Burası... :: __SPOR__ :: Futbol :: Fenerbahçe-
Buraya geçin: